Genç Gelişim Dergisi

Yetimin Bayramı

Written By: Genç Gelişim - Nis• 08•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

yetim

O gün bayramdı. Küçük, büyük herkes mutluydu.Kendi imkanlarına göre bayrama katılacaklar, büyükleri ziyaret edip ellerini öpecek, hatırlarını soracak, küçükleri sevindireceklerdi minik hediyelerle.

Çocuklar en güzel elbiselerini giymiş, sabahin erken saatinde sokaga çikmişlar, oyun oynamaya başlamişlardi çoktan.

Kadınlar evdeydi.

Misafirleri ağırlama, gelenleri hoşnut kılma,  düzeni sağlama,  ortalığı toparlama, ikram edilecek şeyleri hazırlama telaşı yaşanıyordu.

Hayatın yükü onların omuzlarındaydı. Çocukları temizleyip giydirmek, sokağa salmak, evi bayram için düzenlemek kolay değildi.

Erkekler seherin ilk ışıklarıyla birlikte camide toplanmışlardı. İçleri, dışları aydınlıkla dolmuştu. Güzel görmeyi, güzel düşünmeyi ve hayattan lezzet almayı, mutluluğa götüren yolları öğrenmişlerdi sonsuz ışıktan. Kalpleri doymuştu güzelliklere. Her seferinde aç gittikleri kapıdan doymuş olarak dönmenin mutluluğu ve lezzeti tarif edilemezdi.

Gözler gülümseyecek, kalpler sevinçle dolacak, düşünceler arinacak, hayat her şeyiyle paylaşilacak, insanlara ulaşilacak, ihtiyaçlar giderilecek, küskünler barişacak, herkes bayram sevincini yaşayacakti doyasiya bugün.

Hayatın her günü bayram gibi yaşansa, birbirini  sevse, saygı gösterse, hoşgörüyle davransa, bağışlasa, olduğu gibi benimsese, farklılıklarını zenginlik olarak algılasa, her şeyde bir güzellik arasa insanlar. Kötülük, çirkinlik, olumsuzluk, kavga, savaş ve dargınlıklar olmasa ne güzel olurdu. Kimse aç, sefil, perişan kalmasa; acı, yoksulluk, sefalet ve eziyet içinde sürünmeseydi. Hep el ele, gönül gönüle, diz dize yaşansaydı dünyada.

Kim bilir, belki bir gün o da olurdu!

Güneş adim adim yükselip yeryüzünü kuşatirken sokaklar biraz daha hareketlenmişti.

Köşe başlarinda durup konuşanlar, kucaklaşanlar, el ele tutuşup yürüyenler, kalpleri ayni duygular içinde çarpan kardeş insanlardi.

Çocuklar en güzel giysileri içinde oyunlarına dalmışlardı.

Melekler yeryüzüne inmişti sanki.

Çocuklar hayatın melekleriydi zaten. Hayatı güzelleştiren, anlamlı hale getiren, evlerin süsü ve birer cennet meyvesiydiler.

Gönüller sultanı tebessümü ve hoş çehresiyle etrafına ışıklar saçarak, herkese hatır sorarak, kadın, erkek, çocuk demeden selam vererek yürüyordu.

Çocuklara özel bir ilgi gösterir, onları büyük insanlar gibi karşısına alır, konuşur, şakalaşır, oyun oynar, onları mutlu etmek için elinden geleni yapardı.

Çocukları görünce yanlarına gitti. Selam verdi. Oyunlarına katıldı bir süre. Fakat o da nesi? Bir küçük çocuk, beş altı yaşında var, yok, üstü, başı yırtık ve dağınık, bir köşeye büzülmüş, adeta kaybolmuş gibi, içini çekerek ağlıyordu.

O çocukların üzülmesine, ağlamasına, ziyan olmasına, zarar görmesine, sahipsiz kalmasına tahammül edemezdi. Çocukları mutlu olmayan bir toplumun geleceği olamazdı.

Çocuğun yanına yaklaştı. Kucakladı. Sevgiyle bağrına bastı. Yaşlı gözlerini elbisesinin yeniyle sildi. Minik ellerini ellerine aldı. Bir müddet öylece tuttu. Yanaklarına doğru süzülen gözyaşları çocuğunkilerle karıştı.

O, bir annenin çocuğuna duyduğu sevgi ve merhametten daha fazla severdi insanları.

Aşiri derecede üzerlerine düşer ve esirgerdi. Onlarin başlarina gelen sikintilara çok üzülürdü. Çünkü, merhamet etmeyene merhamet edilmezdi.

Sevgi dolu, yumuşak, tane tane, aciyarak konuştu:

-Evladım! Bak arkadaşların ne güzel oynuyor, eğleniyor, bayram ediyor. Sen niçin onlara katılmıyor ve oynamıyorsun? Bir köşeye büzülmüş böyle içli bir şekilde ağlıyorsun.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Çocuk başini kaldirmadan ve hiçkirarak söze başladi:

-Ben ağlamayayım da kimler ağlasın? Herkesin annesi, babası var, çocuklarını tertemiz giydirdiler, hediyelerini verip oyuna gönderdiler. Fakat benim hiç kimsem yok. Babam savaşta şehit oldu. Annem başka birisiyle evlendi, beni terk etti. Ben şimdi kimsesiz ve öksüz bir çocuğum. Ne bir lokma yiyecek ekmeğim, ne giyeceğim, ne de yanına gideceğim bir kimsem var!

Güzeller güzeli hüzünlü bir şekilde çocuga dedi ki:

-Evladım! Ben senin baban, Ayşe annen, Fatma kız kardeşin, Ali amcan, Hasan ve Hüseyin de kardeşlerin olsak kabul eder misin?

Çocuk başini kaldirdi.

Gözleri parlıyordu.

Biraz önceki halinden eser kalmamıştı.

Anladı ki bu teklifi yapan alemlerin efendisidir. Gönüller sultanıdır. Sevgililer sevgilisidir. Varlık sebebidir. Bundan daha güzel bir şey olabilir miydi?

Çocuk yeniden doğmuş gibi, tarifsiz bir mutluluk içinde konuştu:

-Nasıl kabul etmem efendim, bundan büyük nimet mi olur?

Ele ele tutuşup gittiler.

Çok vakit geçmemişti.

Çocuklar hala oynuyorlardı aynı yerde.

Oraya geldiklerinde aralarına katılmayan, oyunlarına girmeyen, saçı, başı kir, elbisesi yırtık ve eski halde ağlayan bu çocuğa ne olmuştu?

Sabah ki halinden eser yoktu hiç.

Tertemiz elbiseler giyinmişti. Yikanmişti. Üstü başi tertemizdi. Misk kokuyordu. Hoplayip zipliyor, kendi başina oynayarak, şarkilar söyleyerek yanlarina geliyordu.

Çocuklar oyunu bırakmış ona bakıyorlardı. Yanlarına gelince sordular:

-Sana ne oldu ki birdenbire değiştin. Ağlıyordun, gülüyorsun. Eskiler içindeydin, yeni elbisen var.

Çocuk gözlerinin içi gülerek cevap verdi:

-Ben sevinmeyeyim de kimler sevinsin? Babam yoktu, yetimdim, alemlerin sultanı babam oldu. Ayşe annem, Fatma kız kardeşim, Ali amcam, Hasan ile Hüseyin kardeşlerimdir artık.

Diğer çocuklar onun bu durumuna imrendiler. Onu da aralarına alıp yeni bir oyuna başladılar.

 

 

www.gencgelisim.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan NLP Her Şeyden Önce Bir Kişisel Gelişim Yöntemidir başlıklı makalemizde beyin dili, kişisel gelişim ve nlp hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir