Genç Gelişim Dergisi

Statüko Bariyerini Aşarak Değişim Ve Gelişimi Sağlamak

Written By: Genç Gelişim - Mar• 24•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

statüko

İnsanı gelişen ve değişen bir varlık olarak yaratan irade, onun belli kalıplar içinde sürekli kendini tekrarlayan bir “yaratık” olmasını isteseydi eğer, bugün teknoloji kavramıyla açıkladığımız çılgınlıkların hiçbirinin ortaya çıkmasına izin vermezdi. Aslında statüko, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cıların kalkanı… Ya da “Benim zamanımda…” diye söze başlayanların kaytarmak için sarıldığı kutsal bir dayanak…

Ralph Waldo Emerson: “Dağ tepesinde bir çam olamazsan, vadide bir çalı ol. Ama dere kenarındaki en iyi küçük çalı sen olmalısın. Çalı olamazsan bir avuç ot ol. Bir yola neşe ver. Bir nilüfer olamazsan bir saz ol. Ama gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın. Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya da mecburuz. Burada hepimiz için birer iş var. Cadde olamazsan sokak ol. Kazanmak ya da kaybetmek ölçü değildir. Her ne isen onun en iyisi sen ol… “ diyor.

Emerson, inceden inceye statükoyu eleştirdiği bu sözlerinde, aslında içimizde dönenip duran değişimin fitilini ateşliyor. Ömür boyunca dağ tepesinde bir çam olarak kalmayı tercih eden ve hayatını “eğer”lerle şekillendirmeye çalışan birine “Her ne isen, onun en iyisi ol!” demekten başka ne yapılabilir ki? Statüko, körü körüne eskiye, eskinin dayattığı ve kanunlaştırdığı şeye bağlılık mı sadece? Fransızca (Latince) kökenli bu sözcüğü sözlükler, “Yürürlükte bulunan antlaşmalara göre olması gereken veya süregelen durum” olarak açıklasa da kelimenin anlamı “geçmişin tabularıyla günün gerçeklerine direnme” olarak değiştirilmeli.

Özellikle gençlerin ve gençliği gelişmenin aydınlık yolu olarak görenlerin(!) başvurduğu statükoculuk, ülkemizde de yavaş yavaş iflas etmeye başladı; iyi de etti.

Geleceği, çağa göre yeniden yorumlamak ve yarına hazırlanmak gerekiyor. Hayatımızı kolaylaştıran bütün her şeyin, yıllar önceden bugünün gereksinimlerini karşılamak üzere rektifiye edilerek hâlâ kullanıldığını bir düşünsenize… İnsanı gelişen ve değişen bir varlık olarak yaratan irade, onun belli kalıplar içinde sürekli kendini tekrarlayan bir “yaratık” olmasını isteseydi eğer, bugün “teknoloji” kavramıyla açıkladığımız çılgınlıkların hiçbirinin ortaya çıkmasına izin vermezdi. Aslında statüko, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cıların kalkanı… Ya da “Benim zamanımda…” diye söze başlayanların kaytarmak için sarıldığı kutsal bir dayanak…

Eskiden, statükoyu korumak ve eğer mümkünse üzerine birkaç puan eklemek yeterli idi ve sadece böyle olduğu için Türkiye, örneğin İtalya’nın 40 yıl gerisinde ve sadece bu yüzden ülkemizin gençleri, insanı kemâle ulaştıran yeniliklere, ancak modası geçtikten sonra ulaşabiliyor.

Şimdi burada, kalıplaşmış bütün değer yargılarını değiştirmekten filan söz ettiğimi de düşünmeyin. Yeni anlayış ve algılayışın, dünyayı geniş bir vizörden bakmamızı gerektirdiğini düşünerek statükoculuğa karşı çıktığımı bilmelisiniz. Statükoculuk biraz da sırf annemizin keyfi kaçmasın diye her gün mercimek çorbası içmek, öğretmenimiz üzülmesin ve kırık not vermesin diyerek sürekli Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay, Halide Edip Adıvar kitapları okumak gibi bir şeydir.

Karanlığa küfretmek mi?

Gençlerin varlıklarını, varoluş sırrının gereklerine uygun olarak, yeteneklerini de aynı doğrultuda değerlendirebilmeleri için statükoya savaş açmaları gerekiyor. Galiba bu konudaki en büyük eksiklik, cesaretten yoksun oluştur. Cesur düşünceler ve cesur eylemler, ciddi ve sağlıklı bir gelecek kurmak isteyenler içindir; hatta nimet derecesinde bir armağandır. Öyleyse, “karanlığa küfretmek yerine, bir ışık yakmak” gerekir. Ve hâlâ direnenler için, ABD’nin efsane başkanı Abraham Lincoln’ın, oğlunun öğretmenine yazdığı mektubu okumalarını tavsiye ediyorum…

Bir önceki yazımız olan NLP Her Şeyden Önce Bir Kişisel Gelişim Yöntemidir başlıklı makalemizde beyin dili, kişisel gelişim ve nlp hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir