Genç Gelişim Dergisi

Devletle Özel Sektör Farklıdır

Written By: Genç Gelişim - May• 05•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

naturaji

 

Mezuniyetimden hemen sonra işe başladığım bayındırlık Bakanlığı Yağı İşleri Reisliği Tesisat Dairesi’nde çalışırken, özel bir şirketten iş teklifi aldım. Meclis binasına çok yakın bir yerde inşa edilmekte olan Büyük Ankara Oteli’nin klima işlerini yapan şirketin yetkilileri benimle yüz yüze görüşmek istiyorlardı. Verdikleri randevu mesai saatlerine denk geldiği için izin almam gerekiyordu. Her zaman yaptığımız gibi “bir mazeretim nedeniyle” açıklaması yeni atanan müdürümüz tarafından kabul görmedi. Mazeretimin ne olduğunu yazmam gerekiyormuş. İlk önce başka bir şey yazmayı düşündüm ama beceremedim. İş görüşmesi için yazınca da kendimi müdürün odasında buldum.

Meğer bizim müdür ne de özel teşebbüs düşmanıymış. Gitme diyordu da, başka şey söylemiyordu: Özel şirket dediğin üç kuruş fazla verir ama seni sömürür. Gittiğine pişman olursun. Bak, burada huzur var. Buradaki ağabeylerin sana her zaman yardım ederler. Ne biliyorlarsa sana öğretirler. Özel şirkette kimseden yardım göremezsin. Patronlarına yaranmak için devamlı kuyunu kazarlar. Durup dururken huzurunu kaçırma.

Bizim müdür konuştukça gitmek için daha da sabırsızlanıyordum. Sonunda kestirip attım. Şimdi izin vermezse, ertesi gün işe gelmeyeceğimi anlayınca, çaresiz razı oldu. Sadece on dakika sonra şirketin Kızılay’daki Ankara bürosundaydım. Sözüm ona basit bir mülakattı ama klima ve havalandırma konusunda bir güzel imtihan edilmiştim. Bürodan ayrılırken, sınavı başarıyla vermiş bir ilkokul öğrencisi gibi sevinçli ve keyifliydim.

Bir süre sonra bizim müdürün söylediklerini tekrar düşündüm. İşlerin devlet dairesine nazaran çok daha ağır olduğu doğruydu ama severek yapılan iş insana ağır gelmiyordu. Öğrenme konusunda ise, bizim Müdür Bey kesinlikle yanılıyordu. O bir yıla yakın süre içinde öğrendiklerim ve kazandığım deneyimler, bir üniversite daha bitirmiş gibi heyecanlandırıyordu beni. Ayrıca, tanınmış bir firmada çalıştığım için olacak, her şey dürüstçe yapılıyordu. Ama itiraf etmeliyim ki bazı arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla, her yerde aynı güzellikler yoktu. Gözünü hırs bürümüş bazı insanlar üç kuruş için çok yanlış şeyler yapabiliyordu. Bu konuda, tanık olduğum bir olay geldi aklıma:

Çocukluğumdan beri tanıdığım, aynı zamanda meslektaşım olan bir büyüğüm var. Eğitim hayatı boyunca, en başarılı öğrenciler arasındaydı. Uzun yıllar devlet dairelerinde başarılı hizmetler verdi. Sonra, özel sektöre heveslendi. Kendi adına yaptığı işlerde başarılı olamayınca, maaşlı olarak bazı özel şirketlerde çalıştı. Günün birinde onunla karşılaştığımda, oldukça kızgın ve sinirliydi. Son işi olan hazır beton şantiyesindeki yöneticilik görevinden, tabiri caizse, yaka-paça atılmış olmayı bir türlü içine sindiremiyordu. O anlattı, ben dinledim.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Ona göre; satın almadakiler rüşvet karşılığı, yüksek fiyatla çakıl ve mıcır alıyorlarmış. Patronları birkaç kez uyardığı hâlde, hayret edilecek şekilde, gülüp geçmişler. Ayrıca, giriş-çıkışı kontrol edenlerin tamamı hırsızmış. Bir yere on kamyon beton gitse, sadece beşine fiş kesip, kalan yarısını çalıyorlarmış! Onlara suçüstü yapmaları konusunda patronları uyarmak istemiş. Hiçbir tepki göstermedikleri bir yana, sanki hırsız kendisiymiş gibi, kaba kuvvet kullanıp, onu dışarı atmışlar.

O anlattıkça ben gülümsüyordum. Bu sefer bana da kızmaya başladığını fark edince, durumu açıkladım: Bana göre, mesele çok basitti: Çakılın pahalı alınması diye bir şey yoktu. Olay, sadece maliyeti yüksek göstermek için yapılan bir uygulamaydı ve durumu patron kesinlikle biliyordu. Giden malların sadece yarısına fiş kesilmesi ise; alan tarafın son kullanıcı olması nedeniyle ödemek zorunda olduğu KDV’den kurtulması, patronun da vergi yükünün azalması anlamına geliyordu. Yani, her iki konuyu da patron biliyordu. Bizim değerli ağabeyimiz ise farkına varmadan, dönmekte olan çarka çomak sokmuş oluyordu.

Bizim devlet memuriyetimiz, askerliği saymazsak, sadece 10 aydan ibaret. Bu itibarla memur havasına pek giremedik. Ama bildiğim kadarıyla, memur çocukları bile bazı farklılıkların farkındalar. Özel sektörde çalışmanın daha bir başka olduğunu onlar da biliyorlar. Yedek subay okulunda tanıdığım bir arkadaşım vardı. Genç yaşta büyük bir firmanın genel müdürü olmuştu. Başarısından söz ettiğimizde gayet mütevazı davranırken, bir taraftan da memur çocuğu olarak buralara gelebilmenin farklılığını vurguluyordu.

Esnaf çocukları bulundukları ortam gereği olarak, halkla ilişkilere küçük yaşlardan itibaren başlıyorlar. Dolayısıyla da, ticaret hayatının önlenemez iniş-çıkışlarına daha o yaşlarda alışıyorlar. Daha sonra iyi eğitim görerek yönetme şansı bulanlar, başarıyı daha kolay yakalıyorlar. Bu yönüyle ele alındığında, iş hayatına atılma aşamasında, esnaf çocukları, memur çocuklarına göre 1-0 önde başlıyorlar.

 

Gazanfer Sanlıtop

www.gencgelisim.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Zihnimizin İplikleri başlıklı makalemizde etkili iletişim, iyi iletişim ve iyi iletişim için çalışmalar hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir