Genç Gelişim Dergisi

Başkalarından Beklemek Yerine Kendin Yap

Written By: Genç Gelişim - May• 08•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

en onemli is

 

Yaşadığımız ufak bir olayda, bir tartışmada, bir yanlış anlamada esnek olmak aklımıza hiç gelmez. Oturduğumuz yerde manzara hep aynıdır.Biz haklıyızdır, başkaları ise haksız. Problem yaşadığımız kişi ister bir yabancı, ister en yakınımız olsun, önce onun yanlışını kabul etmesini, bizden af dilemesini, el uzatmasını, sevgisini dile getirmesini bekleriz.

Esnek davranıp; haklıyı, haksızı aramanın önemli olmadığını, zamanın hızla geçip gittiğini, küs kalmanın, olumsuz duyguların ve davranışların kimseye faydası olmayacağını çoğu zaman göremez ve kabul edemeyiz.

Olumlu ve güzel davranışların, özür dilemenin, sevgiyi yansıtmanın erdemini hep karşı taraftan bekleriz. Uzatılacak bir el varsa, bunun karşıdakinin eli olması gerektiği kanısındayızdır. Bu davranış biçimiyle neler kaybettiğimizin çok sonra farkına varırız. O an için inadımızdan elde ettiğimiz zaferden o kadar memnunuzdur ki, kaybettiğimiz hazinelerden haberimiz bile yoktur.

İki arkadaş iskelede denizi seyrediyorlarmış. Derken birinin ayağı kaymış ve suya düşmüş. Diğeri hemen eğilip, elini uzatmış ve “Elini ver!” diye bağırmış. Dalgalarla boğuşan adam, bulunduğu duruma rağmen elini uzatmamış. Bunun üzerine arkadaşı; “Al elimi” diye seslenmiş ve suda az kalsın boğulmak üzere olan adam, onun elini tutmuş ve kurtulmuş.

Yargılamaktan, haklı çıkmaktan vazgeçemediğimiz sürece; mutlu ve huzurlu olmayı unutabiliriz. Ama uzatılmış bir sevgi eli, her türlü haklılıktan, inattan ve hoşgörüsüzlükten çok daha öte, zihnimize ve insanların zihnine ekilmiş bir çiçektir.

 

Genç bir kız kaynanası ile hiç anlaşamıyor, sürekli huzursuzluk yaşıyormuş. Bir gün öylesine bunalmış ki ondan kurtulmaya karar vermiş.

Köyün yakınlarında yaşayan yaşlı bilgeye akıl danışmaya gitmiş ve “O cadının” kendisine çektirdiklerini anlatarak, ondan kurtulmak istediğini dile getirmiş.

Yaşlı bilge ona bir şişe sıvı uzatmış. Her gün kaynanasının yemeklerine bundan birkaç damla atmasını istemiş.

Genç kız yaşlı adamın söylediklerini harfiyen yerine getirip, kaynanasının yemeklerine o sıvıdan düzenli olarak koymaya başlamış.

Vermiş olduğu zehirle kaynanasının son günlerini yaşadığını düşünen kız, “Bari son günlerinde ona biraz iyi davranayım.” diyerek daha anlayışlı olmaya başlamış.

Kendisi kaynanasına iyi davranmaya başlayınca, onun da değişmeye başladığını fark etmiş.

Artık kaynanası ona daha hoşgörülü ve sevgi dolu yaklaşıyormuş. Kısa bir süre sonra gelin – kaynana iki dost gibi olmuşlar. Birbirlerine çok bağlanmış ve sevmişler.

Genç kız büyük bir suçluluk duygusu içinde yaşlı bilgeye gidip, durumu anlatmış ve pişmanlığını dile getirerek, zehrin etkisini yok edecek bir şey istemiş.

Yaşlı bilge gülümseyerek ona şu cevabı vermiş; “Üzülme evladım, sana verdiğim şey sadece suydu.                    Kaynananın hiçbir şeyi yok. Ama görüyorum ki sen çok önemli bir şey öğrenmişsin: İnsanlara bir gül uzattığında, sana demet demet geri vereceklerini…”

 

Kime bir adım atarsanız, size on adım attığını görürsünüz. Kime bir iyilik yaparsanız, dönüp dolaşıp karşınıza çıkar. Kime gülerseniz, başını okşarsanız bir gün hiç beklemediğiniz bir anda karşılığını görürsünüz.

 

Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte

Sende bir başkasına veriyorsun daha güzel

O başkası yok mu? Bir yanındakine veriyor

Derken karanfil elden ele…

                                              

  Ö.Edip Cansever

 

Yaşamdan beklediklerinizi almak için önce vermeyi bilmelisiniz.

Evren bir aynadır. Neyseniz evrenin aynasında, onu görürsünüz. Siyahsanız siyah, beyazsanız beyaz. İçinizde sevgi varsa evrenin aynasında sevgiyi görür onunla karşılaşırsınız.

Yok, içinizde nefret, kin varsa, evrenin aynasında nefretin, kinin gözlerini görürsünüz. Sözlerinizde varsa hoşgörüsüzlük, çekemezlik, kıskançlık onu duyarsınız. Bir dağın eteğindeki yankı gibi ne veriyorsanız hayata, onu alırsınız öğütmek için. Bir gün güneş sizin için doğar biriktirdiğiniz aydınlıklarla ve karanlık sizinle gömülür toprağa.

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Hiç ilkbaharda ektiğiniz arpayı son baharda buğday olarak biçme umuduyla tarlanın başını beklediğiniz oldu mu? Fırına attığınız imambayıldının baklava olarak çıkmasını umut ettiğiniz yada  birlikte yattığınız 70’lik eşinizin 15’lik deli kanlı veya genç kız olarak uyanmasını beklediğiniz oldu mu?

Öyleyse neden suratınızı asarken insanların size gülmesini bekliyorsunuz ve neden verdiğiniz sevginin karşılığını alamadığınızı düşünüp, sürekli yakınıyorsunuz? Neden vermek bu kadar zorda, almak kolay geliyor biz insanoğluna?

Açıkça söyleyeyim; vermeden alamazsınız. Tarlaya ekmediğiniz tohumun, ürününü toplayamazsınız. Çocuğunuza vermediğiniz sevgiyi, eşinize göstermediğiniz anlayışı, iş arkadaşınıza sunmadığınız hoş görüyü, yardıma ihtiyacı olan o ihtiyara çok gördüğünüz yardımı alamazsınız.

Ama verdiğiniz sürece verdiğinizin fazlasını alırsınız. Bir buğday tanesi ektiyseniz, buğdayınız bire bin verir, bir ambar dolusu buğday alırsınız. Ektiğiniz bir erik çekirdeği bir ağaçlık meyve verir, yetmez her yıl tekrar, tekrar verir. Biraz güneş, biraz su verdiğiniz her tohum; sonsuza kadar yeşerir ve yeşil kalır.

Eğer ürün istiyorsanız, insanlık tarlasının bağrına mutluluk, sevgi, hoşgörü tohumları ekmelisiniz.

 

Her hafta bir kişiye mektup yazın. Kâğıdı ve kalemi elinize aldığınızda, o kişi hakkındaki düşüncelerinizi hatırlayın ve sadece güzel olanları yazın. Bu duygularınızı yazmak insanlara karşı sizi daha hoşgörülü ve anlayışlı kılacaktır. Yazarak somutlaştırdığınız her düşünce sizin içinizde doğacak mutluluğa davetiye olacaktır. Yazdığınız bu mektuplar gerçekte “sizin” mutluluk davetiyenizdir.

 

Onlara sahip oldukları bu güzellikler için, içinizden teşekkür edin. Mektubu yazarken zaman zaman aklınıza o kişiyle ilgili olumsuz duygularda gelebilir ama siz sadece onun olumlu yanlarını anlatın. Hem kendinize hem de onun adına şöyle düşünün: Sizi mutlu edecek bir mektup aldığınızda, bunun içinde sizin olumlu yanlarınıza ait ne gibi sözcükler olsun isterdiniz?

Sevdiğiniz kişinin sahip olmadığı vasıflar oluşturmanızı istemiyorum. Gerçeği yazın ama güzel olan gerçekleri. Sevgi ve minnet duygularınızı ifade edin ve en içten duygularınızı dile getirin.

Güzel bir manzara karşısında duygularımız nasıl görkemli ve güzeldir, bedenimiz rahat ve huzurludur, değil mi? Yine olumsuz, kanlı, kötü kokan bir manzara karşısında da duygularımız olumsuz, bedenimiz gergin ve rahatsızdır.

İşte insanlara söylediğiniz sözlerin, yaptığınız eylemlerin, yazdığınız mektubun içeriğini siz belirlersiniz. Eğer bu içerik güzel bir manzara içeriyorsa sizin ve onun yaşayacağı duygularda güzel olacaktır. Ama ektiğiniz tohumlar diken tohumlarıysa, “Neden bu çalılara gidip gelip takılıyorum?” diye sormanız mantıksız olur.

Bu kişilere mektubunuzu ille de göndermeniz gerekmemektedir. Ama yazılı olmasın da fayda vardır. Biliyorsunuz ki “Söz uçar yazı kalır”.

Bu insanların yaşıyor, ölmüş tanıdık veya az tanıdığınız birisi olması da önemli değildir. Önemli olan duygularınızı dile getirmeniz ve kendi güzel duygularınıza ulaşıp, onların farkında olmanızdır. Onarlı yeşertip, sulamanızdır. Başkalarının mutluluğu için verdiğiniz her emek, aynı zamanda kendi mutluluğunuza dair yaptığını bir yatırımdır.

 

Genç bir iş adamı, yanında çalışan kendisine ve babasına hizmet etmiş yaşlı hizmetlisini artık emekliye ayırmaya karar vermiş. Bu amaçla yaşlı hizmetliyi yanına çağırmış ve “Büyü bir parti vermek istiyorum. Bütün organizasyonu yap. Yiyecekleri, içecekleri tamamen kendi zevkine göre ayarla.” demiş.

Emektar hizmetlinin, yaşlılığının bu son dönemlerinde,  bir parti organize etme fikri hiç hoşuna gitmemiş. Bu olumsuz düşünceler eşliğinde organizasyonu yapmış ama yaptığı iş onun bile hoşuna gitmemiş. Her şey son derece baştan savma ve kalitesizmiş.

Hizmetli, gençliğinde efendisi için organize ettiği o muhteşem partileri düşününce şu anda yaptığı özensiz hazırlığa burun kıvırmış. Ama içinden umursamazca; “Ben gençliğimde yapacağımı yaptım. Benden geçti artık. Bu günden sonra kim uğraşacaksa uğraşsın” diye söylenmekte de gecikmemiş.

Parti günü ve saati gelip çatmış. Genç iş adamı kadehini yukarı kaldırmış ve;

“Bugün neden burada toplandığımızı açıklamak istiyorum. Bugün benim için çok önemli ve hüzünlü bir gün. Sizlerle paylaşmak, hatıralarımızı canlandırmak ve huzurunuzda vermiş olduğu emeklerden dolayı birine teşekkür etmek istiyorum. Babam daha ben küçük bir çocukken, beni ona teslim etti. Yıllarca babama, daha sonra da bana hizmet etti.”

Genç iş adamı daha sözlerini bitirmeden, hemen yanı başında elinde kadehle bekleyen yaşlı hizmetlinin elleri ve tüm vücudu zangır zangır titremeye başlamıştı. Özensizce hazırladığı partinin, kendisinin veda partisi olduğunu anlamıştı.

 

Müge Kasaroğlu

www.gencgelisim.gencgelisim.com

 

 

 

 

 

 

 

Bir önceki yazımız olan İş Hayatı Ciddiyet İster başlıklı makalemizde girişimci nasıl olur, girişimcilik ve iş hayatı ciddiyet ister hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir