Genç Gelişim Dergisi

Anı Yaşamak

Written By: Genç Gelişim - May• 07•13

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

saatdegisik

 

Dakikalar sanki bir vebalıymış gibi uzaklaşıyorlar, saatler adeta dörtnala kaçıyorlardı ondan. Saniyeleri ise göremiyordu bile uzun zamandır. Zamanla anlaşamamıştı ömrü boyunca. Ne o zamanı sevmişti, ne de zaman onu. Hızlanmasını istediğinde o inadına yavaşlamış, biraz durmasını istediğinde ise o uçarcasına akıp gitmişti.

Şimdi ipler zamanın elindeydi. Her nefesi zamanın ona vermiş olduğu bir ödüldü. Verdiği her nefesten sonra bir diğerini alamayacağı korkusu ise zamanın işkence yöntemiydi.

“Hayatım boyunca hep bir gölge gibi takip ettin beni. Ölürken bile rahat bırakmıyorsun. Ne yaptım ben sana?” diye mırıldandı boş odada.

Geçen yıllarını düşündü. Gözlerinin önünden geçiyordu hayatı. Ama bir film şeridi gibi değil; yaşamak için ikinci bir şansı olmadığını göstermek, ona acı çektirmek ister gibi, sakin ve telaşsız.

Annesinin insanı içini ısıtan gülümseyişi, babasının güven veren sesi. Bu gülümseyişi ömrünün sonuna kadar görmek istemiş, bu ses hep kulaklarında çınlasın istemişti. Ama olmamıştı. Zaman elinden almıştı onları.

Teyzesinin yanında sevgisiz ve terk edilmişlikle geçen yıllar. Ne kadar da uzun sürmüştü. Zaman ilerlemeyi unutmuştu sanki.

Üniversitede geçen, yeniden doğduğu günler. Dostları, sevgilileri… Yanında daha uzun kalsınlar istemişti. Ama onlar da zamana kapılıp gitmişlerdi.

Aşkın sadece var olmadığını, aynı zamanda her geçen gün artarak insanı tüketebileceğini ona öğreten  o adam. “Evliliğe ayıracak zamanım yok” diyerek, zamanı ona tercih etmişti.

Evlendiği adam. Hem işini hem evliliği bir arada yürütemeyeceğini öne sürerek, daha çok zamanın peşinden gidip, terk etmişti onu çocuklarıyla bir başına.

Çocuklarını büyütmek için feda ettiği yıllar. Acısıyla, tatlısıyla hep yanında kalsınlar istemişti, onlarsa evlenip uzaklara gitmeyi tercih etmişlerdi. Unutmamışlardı belki onu, ama gelmemişlerdi de. Telefon açmışlar, torunlarının fotoğraflarını yollamışlar, mektuplar yazmışlardı ona. Para da göndermişlerdi yaşayabilsin diye. Zamanları yoktu daha fazlasını yapmak için.

Gelenler ise bir süre yanında kalmış, sonra da zamanın koluna girip gitmişlerdi. Onlar yanındayken hep gideceklerini düşünmüş, onlarla beraber geçirdiği zamanın sona ereceği günün korkusuyla yaşamıştı içten içe. Biliyordu ki hiçbir şey sonsuz değildi. Gün gelecek zaman yine kazanacaktı. Süre dolacak ve sahip olduklarını elinden alacaktı. Nitekim öyle de olmuştu. Şimdi yanında tek kalan, yıllarca sevdiklerini elinden alan zamandı.

“Herkesin kalmasını, bir tek senin beni terk etmeni istedim. Oysa şu olanlara bak. Yanımda sadece sen varsın. Tek sahip olduğum şey sensin. Teslim oluyorum artık sana. Sen her şeyin tadına bakmamı sağladın. Ama zevkini çıkarmama hiç izin vermedin. Hep benden ne zaman geri alacağını bekledim durdum.”

Sesi oda da yankılandı:

“Bekledim durdum… bekledim dur… bekledim…”

“Bekledim”

“Hep bekledim”

“Sadece bekledim, şu an yaptığım gibi, hayatımın ne zaman alınacağını beklediğim gibi, ölümü beklediğim gibi…”

Annesinin gülümseyişinin, babasının sesinin, dostlarının, sevgililerinin, tek aşkının, kocasının ve çocuklarının yanında geçirdiği zamanın değerini bilmek yerine sonu beklemişti. Hep sonu, bitişi düşünmüştü. Onlarla geçirdiği zaman hissettiği mutluluk, huzur ve güven, endişe, korku ve umutsuzlukla gölgelenmişti daima. Suç zamanda mıydı öyleyse? Yoksa kendisinde mi? Yıllarca zamanı suçlamış, onu bir düşman gibi görmüştü. Her şeyi elinden alan bir düşman. Ama ona tüm bunları veren de zamanın kendisi değil miydi? Onlarla beraberken yaşadığı anların tadını çıkarmasına engel olan zaman mıydı? Yarın gideceklerin korkusuyla bugün yanında olanların değerini bilememesi kimin suçuydu? Zamanı yavaşlatan ve hızlandıran kimdi peki? Belki de zaman hep aynıydı. Aynı şekilde yoluna devam ediyordu. Ama o bunu yaşamasını bilememişti. Zamana ayak uyduramamıştı. Tüm bunlar gerçek olabilir miydi? Zamanı suçlamak daha kolaydı oysa. Bir suçlu bul ve kendinde kurban ol.

Aslında ne bir suçlu vardı ne de bir kurban. Yıllarca zamanı suçlamak ona hiçbir şey kazandırmamıştı. Şimdi ise kendini suçlaması kaybetmesine neden olurdu sadece. Yaşanmış yıllar geride, yaşanacak yıllar ise ilerideydi. Zamanı geri çevirmek mümkün değildi. Onun yolu hep ileri doğruydu

Gözlerini kapattı. Tekrar geçen yıllarını düşündü. Yine ağır ağır ilerliyordu görüntüler. Ama bu sefer o gidenlere değil, yaşadıklarına bakıyordu. Onlar yanındayken yaşadıklarına…

Your ads will be inserted here by

Easy Plugin for AdSense.

Please go to the plugin admin page to
Paste your ad code OR
Suppress this ad slot.

Annesinin gülümseyişi aynı yağmurun arkasından doğan güneş gibi canlıydı, babasının sesi hiç varolmamış notalar gibi huzur verici…Dostlarının yanındayken hissettiği zenginlik… Aşk,canını yakarken onu gülümseten “aşk”…  Birine ömrü boyunca yanında olacağına söz vermek. Aynı sözü ondan duyarken hissedilen aitlik duygusu….Çocuklarının büyümesini seyrederken yaşamın bir mucizesine şahit olmanın verdiği heyecan… Onların kendi hayatlarını kurmak için hayatı keşfetmelerine şahit olurken hissedilen tatmin duygusu…Yaşanan acıların arkasından umudun tekrar filizlenebilmesi…

Gözünden bir damla yaş süzülürken anladı her şeyi. İster üzüntüden ister sevinçten olsun, gözyaşları akmaları gerektiği zaman akmalıydılar. Hiçbir şey sonsuz değildi belki ama yaşananları yüzünüzde biraz acı biraz tatlı bir tebessümle hatırlamak istiyorsanız, sahip olduklarınızın kıymetini onlar yanınızdayken bilmeliydiniz. Kaybetme korkusuyla geçen bir ömür sadece kaybettiklerinizi hatırlatıyordu size.

“Artık beklemeyeceğim!”

Üzerindeki çarşafı fırlattı attı. Hasta olabilirdi. Ölüm hemen yanında onu bekliyor olabilirdi. Ama o kalan zamanını bekleyerek geçirmeyecekti.

Sokağa attığı ilk adım tereddütlüydü. Kim bilir ne kadar zaman olmuştu dışarı çıkmayalı. Uzun süredir gördüğü tek insan ihtiyaçlarını karşılamak için hafta da bir gelen o üniversiteli kızdı.

Bir süre sonra adımları hızlandı. Kendini rüzgarla yarışıyormuş gibi hissediyordu. İnsanlara gülümsemek geliyordu içinden. Haykırmak istiyordu onlara “Şu an ne kadar şanslı olduğunuzun farkında mısınız? Nefes alıyorsunuz ve her nefesinizle beraber yaşadığınız an değer kazanıyor!”

Taksiye atladı. Havaalanına kadar ister anlasın ister deli olduğunu düşünsün, hiç umursamadan içindeki coşkuyu taksi şoförüyle paylaştı. Şoförün gülümsemesinin ne anlama geldiğinin de hiçbir önemi yoktu. Önemli olan bu anı onunla paylaşmış olmasıydı.

Uçakta aşağıya bakarken, nokta gibi görünen o evlerin içinde yaşanan hayatları düşündü. “Umarım siz zamanın,  şimdiyi yaşamayı bildiğimiz sürece dostumuz olduğunu, anlamak için benim kadar  beklemezsiniz” diye mırıldandı onlara.

Uçaktan iner inmez ilk taksiye bindi. Elindeki adresi şoföre uzattı. Camdan dışarıyı seyretmeye koyuldu. Çocukları yaşamak için çok güzel bir yer seçmişlerdi doğrusu.

Kim bilir onu görünce nasıl da şaşıracaklardı. Artık torunları sadece bir fotoğraf olmayacaklardı onun için. Onları koklayacak, seslerini, gülümseyişlerini, ağlayışlarını sonsuza dek beynine kazıyacaktı.

Taksi yavaşladı ve durdu. Taksiden inip evin önüne nasıl geldiğini hatırlamıyordu. Yıllar önce yapması gerekeni şimdi yapıyordu. Ama kendini geç kalmış hissetmiyordu. Önemli olan şu anda burada olmasıydı.

Elini zile doğru uzattı. Bir kez bastı ve bekledi. Kapıya doğru gelen adım seslerine kalp atışlarının sesi eşlik ediyordu.

Kapı açıldı. Kızı oradaydı işte. Kucağında küçük bebeği vardı. Aynı bir zamanlar kendisi de onu kucağında tutarken hissettiği şefkat okunuyordu kızının yüzünden. Bu şefkat önce şaşkınlığa sonra da kocaman bir gülümsemeye dönüştü. Kendiside gülümseyerek cevap verdi ona. Hayatında ilk defa bu kadar içten bu kadar saf bir şekilde gülümsüyordu.

Üç hafta boyunca saatlerden ve dakikalardan uzak durdu. Sadece saniyeleri yaşadı. Oğlu, kızı torunları, tüm ailesiyle beraber geçen o kıymetli saniyeler. Hayatında ilk defa “sonu” hiç düşünmedi.

Artık sona geldiğinde bile onu hiç düşünmüyordu. Yatağında yatarken yanında oturan ailesine bakıyordu. Aldığı nefeslerden hangisinin son nefesi olduğu umurunda bile değildi. Geldiği zaman anlayacaktı zaten, hangisi olduğunu. Şimdiden düşünmeye ne gerek vardı? Bunları düşünürken elindekileri kaçırmaya hiç niyeti yoktu.

Tek tek hepsinin yüzüne baktı. Onlara sevgiyle gülümsedi.

Göz yaşları içerisindeki kızı dayanamadı:

“Anne nasıl olurda böyle gülümseyebiliyorsun? Sen…sen ölüyorsun…” diye hıçkırdı.

“Ben zamanla barış imzaladım kızım” diye yanıtladı onu.

Gözlerini kapattı. Ölüm onu alırken son düşüncesi ölürken bile gülümseyebildiği için ne kadar şanslı olduğuydu…

 

Müge Kasaroğlu

www.gencgelisim.gencgelisim.com

Bir önceki yazımız olan Bilgili Olduğumuz Oranda Özgürüz başlıklı makalemizde adem özbay, bilgi ve özgürlük ve senden adam olur hakkında bilgiler verilmektedir.

Share

You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir